Kadın Voleybol Milli Takımının şampiyonluğu ve ‘Sportwashing’

Türkiye tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın sportif başarısından daha çok cinsel eğilimi ve bununla devamlı haber olan Ebrar Karakurt’u konuşuyor. Yaşanan zaferi hükümet kaybetmiş gibi sevinen büyük bir kitle “Sırf bu günler için hükümet operasyonuyla” TC kimliği bizzat Erdoğan tarafından takdim edilen ve şampiyonlukta sadece final maçında 41 sayı kazandırarak en büyük katkı sağlayan Melissa Vargas’in asıl hikayesini görmedi, göstermek istemedi.

Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Zeki Bayraktar tüm Türkiye’nin sevindiği bu zaferdeki eşcinsel lobinin algı operasyonuna dikkat çekerek ebeveynleri eşcinsel lobinin cinsiyet kimliğini empoze etme teknikleri açısından uyardı.

Prof. Dr. Zeki Bayraktar’ın o yazısı;

KADIN VOLEYBOL MİLLİ TAKIMININ ŞAMPİYONLUĞU VE ‘’SPORTWASHING’’
[sportwashing, watchwashing, songwashing, artwashing…] ’
.
Karmaşık görünen veya iç içe geçmiş farklı olguların bulunduğu konuları değerlendirirken izlediğim yöntem şudur; önce iç içe geçen parçaları ayırarak müstakilen, ardından da olayı bütüncül bir şekilde değerlendirmek. Bu konuyu da böyle ele alacağım;
.
1-Kadın voleybol milli takımımızın Avrupa şampiyonu olması her halükârda sevinilecek ve gurur duyulacak bir olaydır; milli takımımızı ve yöneticilerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
.
2-Kadın voleybol takımımız kazanınca hükümet kaybetmiş gibi sevinenler var, hatta bazıları milli takımımız kazandı diye değil hükümet kaybetti/yenildi diye daha çok sevinmiş gibi. Bu çok ilginç hatta ilginç olmanın ötesinde psikopatolojik bir durum, psikopatolojik, çünkü gerçeklikten kopuk bir değerlendirmeye dayanıyor. Neden mi? Öncelikle bu takım bu hükümet döneminde şampiyon oldu, bu bir, bu dönemdeki tüm olumsuzlukları hükümete fatura ediyorsunuz da neden bu başarıda hükümete pay biçmiyorsunuz? 

Bu milli takımın 5 oyuncusu Vakıfbank kulübünden[1]. Vakıfbank ise bir kamu bankası; ve voleybola da en çok yatırım yapan banka/kulüp.  
.
Ayrıca istatistiklere bakılırsa bu şampiyonlukta en büyük katkı Vargas’tan gelmiş görünüyor (sadece final maçında 41 sayı kazandırmış). Peki Vargas kim? Sırf bu günler için hükümet operasyonu ile TC vatandaşı yapılan ve hatta TC kimliği bizzat Erdoğan tarafından takdim edilen bir voleybolcu [aslen Küba’lı]. Sırbistan onu milli takımına alabilmek için 5 yıl önce çok uğraştı mesela ama başaramadı.

Şimdi final maçında Vargas’ın bizde değil de Sırbistan’da olduğunu düşünün, şampiyon olabilir mi idik? Asla olamazdık, çünkü 2-1 yenilirken 4.seti kazanarak durumu 2-2’ye getiren, ve ardından da son seti kazanarak şampiyon olmamızı sağlayan büyük oranda oydu, şampiyonluğu büyük oranda Vargas’ın sayılarıyla kazandık, aksini iddia edebilen var mı?(bu durum elbette ki diğer oyuncuların başarılarını/katkılarını yok etmez ama vakıa budur). 

O halde hiç olmazsa Soner Yalçın kadar gerçekçi olun ve bunu teslim edin veya en azından ‘’kadın voleybol milli takımımız kazandı, hükümet kaybetti’’ gibi gülünesi bir tez ileri sürmeyin. 

Şimdi gelelim Ebrar meselesine;

Burada da dikkat edilmesi gereken 4 konu var;

1-Ebrar’ın bizzat kendisi tarafından deklare edilen cinsel yönelimi,

2-Bu durumun voleybolculuğundan daha fazla konuşulması, gündemde tutulması,

3-bazı çevrelerce şampiyonluğun Ebrar sayesinde kazanıldığının ima edilmesi (ki final performansı hiç iyi değildi) ve nihayetinde

4-Ebrar’ın ve cinsel yöneliminin takımın sportif başarısını gölgeleyecek hale gelmesi (ve bu tablonun eşcinsel lobiye yaptığı katkı). 

Şimdi, milli takımda onun haricinde 13 kadın voleybolcu daha var, neden onlardan herhangi birinin cinsel hayatı konuşulmuyor da Ebrar’ın cinsel yaşamı/yönelimi konuşuluyor?

1-onun cinsel yönelimi diğerlerinden farklı olduğu için mi? (bu refleksler bizatihi toplum tarafından mı üretiliyor?) yoksa 2-buna cinsel yaşamını/partnerini ima eden sosyal medya paylaşımları yüzünden bizzat o mu sebep oluyor? Bence ikincisi, en azından ağırlıklı olarak ikincisi. Eşcinsel kimliğin meydan okuyan, çatışmacı, polemikçi bir yanı vardır, bunları yapmayı severler, bu eşcinsel kimliğe içkindir[2].

.
Şimdi gelelim asıl meseleye; 

Ben bu tabloda ‘’sportwashing’’ benzeri bir durum görüyorum. Nedir bu? Sporla aklanma anlamına gelen ‘’sportwashing’’, literatürde ‘’yanlış davranışlarla lekelenen itibarları iyileştirmek maksadıyla sporu kullanan bireylerin, grupların, şirketlerin veya hükûmetlerin uygulamalarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.’’ Sportwashing aklama için kullanılabileceği gibi bireysel ve kurumsal itibar için de kullanılabilir.

Ben bunun milli takım düzeyinde kasten ve planlı bir şekilde yapıldığını iddia etmiyorum, çünkü bunun için elimde bir delil yok ancak neticede gerçekleşen ‘’prezentatif tablo’’ –kanaatime göre- budur.  

Ve bu durum, eşcinsel lobiye, lobinin çok iyi bildiğimiz taktiklerini gerçekleştirmesi için büyük bir fırsat sunuyor. Eşcinsel aktivizmin muhataplarına göre 5 ile 8 arasında değişen lobicilik taktiğinde birinci aşama daima ‘’normalizasyon ve desintizizasyon’’ olur [homoseksüellik ve transseksüelliği her yerde olabildiğince çok konuşarak ve konuşturarak normalize etmek, cinsel tercih ve seksüel yönelimin yemek zevki gibi akışkan ve değişken olduğu düşüncesini yaymak, bunu  filmler, diziler, müzikler, resimler ve sportif faaliyetlerle sağlamak ve olası muhalif kesimler dahil toplumu bu konuda desensitize etmek, duyarsızlaştırmak…].

Kısaca ‘’sportwashing’’, ‘’filmwashing/watcwashing’’, ‘’songwashing’’, ‘’artwashing’’… yapmak [sporla, filmle, müzikle, sanatla… itibar kazanmak]. 

İşte Ebrar eşcinsellik için bunu sağlıyor, planlı veya değil ama bunu sağlıyor.

Bazı platformlardaki dizilerde en yakışıklı aktör, en güzel aktrist, en maharetli, en yardımsever, en arkadaş yanlısı… olan karakter niye hep eşcinsel oluyor sizce?  
İşte bunun için.

Çocuklarımız eroin ve esrar kullansın istemiyoruz; oysa çocuğumuz bunları kullansa büyük haz alır ve mutlu olur, öyle değil mi? Evet öyle, peki niye istemiyoruz o zaman? Niye çocuğumuzu bu zevkten mahrum bırakıyoruz? Çünkü ilk aldığında zevk alır ve mutlu olur ama sonra durum değişir, bağımlı hale gelir ve hayatı söner, normal bir yaşam süremez ve –kurtulamazsa da- sürünerek ölür… Demek ki biz nihai tabloya göre düşünüyor ve çocuklarımızı bu beladan uzak tutmaya çalışıyoruz, birilerinin esrar ve eroin reklamı yapmasını, bunları çocuklarımızın kafasına sokmasını istemiyoruz vs.

Peki böyle bir reklamın direkt veya subliminal olarak çok sevilen bir sanatçı veya sporcu aracılığı ile yapılmasını onaylar mıyız? ‘’Normalde onaylamam ama bunu başarılı ve çok sevilen bir sporcu yaparsa itiraz etmem’’ mi deriz?    

 

İster normal deyin ister tercih, ne derseniz deyin, eşcinsel yaşam öyle bir şeydir ki, bireyin ömrünü ortalamada 20-25 yıl kısaltır. Ve yaşarken de asla mutluluk vermez, başta anksiyete, depresyon, psikotik madde kullanımı ve intihar olmak üzere çok yüksek oranda psikiyatrik sorunlar olur, ilaveten enfeksiyoz hastalıklar, immün problemler ve kanserler, kısaca bireyin ömründen ortalama 20-25 yıl gider. Ve yaşarken de asla mutlu olamaz… 

O halde eşcinselliğin/eşcinsel yaşamın direkt veya dolaylı olarak empoze edilmesi –kanaatime göre- esrar ve eroin reklamından farklı bir şey değildir. Eşcinsellik bir vakıadır ve biz istesek de istemesek de olacaktır. Eşcinsellere ayrımcılık yapamaz, zulmedemez ve yaşamlarını çekilmez hale getiremeyiz, onları tabii insan haklarından mahrum bırakamayız ama bu onların eşcinselliği bize/topluma dayatmalarını kabul edeceğimiz anlamına da gelmez, ben çocuklarımıza esrar ve eroinin dayatılmasına nasıl karşı isem aynı gerekçelerle eşcinselliğin dayatılmasına da karşıyım. Bir birey eşcinsel ise ve yaşamını buna göre yaşamak istiyorsa [bu durumdan kurtulmak istemiyorsa] kimse ona müdahale edemez, etse de bir faydası olmaz, ama o da eşcinselliği topluma dayatamaz, kendi özel alanında nasıl yaşarsa yaşasın lakin bunu topluma dayatmasın, dayatamaz, dayatamamalı… 

‘’İyi ama onlar bunu topluma dayatmıyorlar ki, sadece oldukları gibi var olmak ve öyle yaşamak istiyorlar’’ diyorsanız, yanılıyorsunuz. Eşcinsel lobi eşcinselliği artık topluma dayatıyor, hem de öyle büyük bir ustalıkla dayatıyor ki, çok aktif bir dayatma yaptığı halde ‘’mağdur ve ezilmiş ama buna rağmen çok hassas ve anlayışlı’’ izlenimi vermeyi başarıyor. Kuzu postuna bürünmüş kurt misali.
.
Peki eşcinsel lobi bu kadar ‘’aktif ve zararlı’’ bir müdahaleyi bu kadar ‘’pasif ve iyi niyetli’’ bir görüntü içinde vermeyi nasıl başarıyor? Bunu biraz da ebeveynlerin bilinçsizliği [cinsiyet gelişimi dönemindeki çocukların ebeveynlerinin yaptığı hatalar] sayesinde başarıyor. Çünkü cinsiyet kimliğinin gelişimi o kadar önemli ve hassas bir süreç ki, bu dönemdeki pasif-minik müdahaleler bile ilerleyen evrelerde devasa bir sorun olarak karşımıza çıkıyor [tıpkı, çınar ağacının tohumuna atılan minik bir çiziğin, çınar ağacında devasa bir yarık olarak karşımıza çıkması gibi; ‘’çocuğun ruhunda açılacak minik bir iz/yara, erişkin dönemde büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır’’(Freud)]. 

Cinsiyet kimliği erken çocukluk döneminde gelişmeye başlar ise de nihai şeklini ergenliğin sonunda alır [ama kritik evre 1-6 yaştır].  Bu hassas süreçte yapılan pasif ve hatta iyi niyetli bazı müdahaleler sonuç itibari ile çok aktif ve zararlı müdahaleler olabilir. 

Finlandiya’da 2011’den beri gençlerde cinsiyet değiştirme tedavilerine başkanlık eden, ülkenin  pediatrik cinsiyet tıbbı konusundaki en üst düzey uzmanı kabul edilen, Tampere Üniversitesi pediatrik cinsiyet kliniği baş psikiyatristi Dr.Kaltiala-Heikenen’e göre ‘’cinsiyetinden hoşnutsuz olan bir çocuğu sosyal olarak onaylamak, örneğin ona tercih ettiği isim ve zamirlerle hitap etmek [kız olduğunu düşünen erkek çocuğa kız; erkek olduğunu düşünen kız çocuğa erkek isimleri ile hitap etmek], ‘’tarafsız’’ veya ‘’nazik’’ bir eylem değildir, aksine çocuğa zarar verme potansiyeli oldukça yüksek olan çok güçlü bir müdahaledir; büyük olasılıkla geçici olan çocuktaki bu durumu kalıcı bir zihinsel duruma veya ‘’kimliğe’’ dönüştürebilir ve reşit olmayan bu çocuğu hormon kullanımına ve [daha sonra da cinsiyet değiştirici] ameliyatlara sürükleyebilir.’’[3]


Peki o halde ne yapalım? Önce tüm ebeveynlerimizi ve ebeveyn adaylarımızı [kısaca toplumu] cinsiyet kimliği konusunda bilinçlendirelim, bunun için bir seferberlik başlatalım; bakanlıklar, üniversiteler, belediyeler, STK’lar… tüm kurumlar, hadi seferber olalım.

Karanlığa küfretmeyi bırakalım ve bir mum yakalım. 
.
Not: Bu konuda örnek projeler için Aile ve Sosyal Araştırmalar Platformu(ASAP)’ın Sağlıklı Kimlik Geliştirme(KİMDES) projesi[4] ve AYSİT Vakfı-SÜREYYADER’in ‘’Çocuk ve Ergenlerde Cinsiyet Kimliği(ÇEKİM) projesi[5] incelenebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x